HCB ve Karar Anı

Fotoğraf makinesi 1839 yılında icad edilmiş edilmesine, fakat boyu büyük, işlevi küçükmüş o yıllarda. Görüntü olarak manav kasalarından hallice fotoğraf makineleri uzun süreli pozlanmaya ihtiyaç duyuyor ve bu nedenle -şehir manzaraları veya portreler gibi- sabit konular çekilebiliyormuş. Filmi hızlı sarıp 1885 yılına atladığımızda roll filmin icad edildiğini görüyoruz. Yani, daha küçük ve daha hafif makinelerde kullanılabilecek bir ışığa duyarlı yüzey bulunmuş oluyor. Fotoğrafçılık tarihinde yine birçok detayı hoplaya zıplaya geçip 1920 yılına geldiğimizde, Oscar Barnack’ın 35mm kamerayı icad ettiğini görüyoruz. Bu kameralar 35 mm film kullandıkları için bu ismi alıyor. Yirmi yaşından büyük kişiler bu kameralarla haşır neşir olmuştur eminim. Evlerin baş köşesinden yavaş yavaş kuytu bir köşesine çekilen fotoğraf albümlerindeki tatil, sünnet, evlilik fotoğraflarımız bu 35 mm makinelerin eseri. Ah, pardon.  1920’ler diyordum. Bu yıllarda mekanik, kimya ve optik alanlarındaki gelişmeler fotoğraf filminin pozlanma sürelerini gittikçe daraltıyor. Öyle ki; pozlanma süreleri uzun saniyelerden kısacık anlara dönüştükçe fotoğrafçının yanıtlaması gereken esas soru; neyin fotoğrafını çekebilmenin mümkün olduğundan ziyade hangi anın yakalanmak istediğine dönüşüyor. Akmakta olan anlar içinde, hangi anın fotoğraflanmaya değer olduğu sorusu, Henri-Cartier Bresson ile özdeşleşmiş “karar anı” kavramını doğuruyor. Bence bu kavram,  Henri-Cartier Bresson’ın fotoğraf anlayışı kadar tarihsel bir ilerlemenin de sonucu. Peki kim bu HCB?

Benim için fotoğraf eş zamanlı bir karşılaşmadır. Bir saniyelik bir zaman dilimi içerisinde, bir yanda olayın taşıdığı anlam ve diğer yanda ise olayı ortaya koyan görselliğin içinde algılanan biçimlerin kararlı bir şekilde bir araya getirilmesidir.

Karar anının, yaşanmış ve fotoğraflamaya değer bulunmuş anın özünü, biçim ve anlamı/duyguyu bir araya getirip tek bir kareyle kavrayabilmek olduğunu söyleyebiliriz. Göz, akıl ve kalbin; gez, göz, arpacık misali aynı hizaya gelip bir anı işaret etmesi yani. Neyse ki yetenekli fotoğrafçıların karar anları sayesinde bu tür fotoğrafları gezegenlerin aynı hizaya gelmesi kadar nadir görmüyoruz.

HCB, “Karar Anı” ismiyle bir de kitap yayınlıyor. Kitabın önsözü şu alıntıyla başlıyor;

Şu dünyada karar anı olmayan hiçbir şey yoktur.

Bazı şeylerin fena halde hayata benzediği söylenir. Futbol mesela. Go mesela. Fotoğraf mesela? Doğru anın yaklaştığını farkedebilmek ve harekete geçip o anı fotoğraf karesine işleyebilmek. Karar anını oluşturan iki aşama. Farketmek ve harekete geçmek. Yaşamımızdaki diğer kararlarımızın da aşamaları.

"Fotoğrafta güçlü bir kompozisyon nasıl yaratılır?" bu soruya Bresson'un yanıtı kısa; "Geometri." © Henri Cartier-Bresson

Resme her zaman tutkum oldu. Çocukken perşembe ve pazar günleri resim yapar, diğer günler resmi hayal ederdim. Pek çok çocuk gibi benim de bir Brownie Box’um vardı, fakat bunu sadece arada bir tatil anılarımın küçük albümlerini oluşturmak için kullanırdım. Ancak çok daha sonraları makinenin arkasından daha iyi bakmaya başladım, küçük dünyam genişlemişti ve bu, tatil fotoğraflarımın sonu oldu.

Resme olan ilgisi ve bu konuda aldığı eğitimin, fotoğraflarının sahip olduğu güçlü görsel dili açıkladığını düşünüyorum. Fotoğraflarını kimi üstü kapalı kimi yukarıdaki fotoğraftaki gibi aleni geometrik yapılar üzerine nasıl inşaa ettiği hakkında ilginç bir yazı için şuraya göz atabilirsiniz. Pek bahsi geçmez ama, HCB yirmili yaşlarına gelmeden doğan sürrealizm akımı kendisini fazlasıyla etkiler. Son röportajlarında dahi kendini sürrealistlere yakın gördüğünü söyler. Bir sürrealizm düşkününün modern fotojurnalizm babası olması ilginç bir durum.  Sürrealizm gerçek dışı anlamında değil aksine gerçeğin insandaki iz düşümü şeklinde tanımlanıyorsa ve fotojurnalizm de mümkün olduğunca objektif bir çeşit gerçeği aktarma biçimi ise iki alan arasındaki biçim ve aktarım kaygısı bakımından kesişmeyen noktalar olduğu aşikar. O noktalara dikkatli baktığımızda ortalarında Bresson’ı görebiliriz. Kimi fotoğraflarında bu iki alandaki birikiminin etkileyici bir senteze ulaştığını düşünüyorum. Fotoğraflarında  gerçeküstü öğeler kullanmadan bu hissi verebiliyor.

© Henri Cartier-Bresson

© Henri Cartier-Bresson

Cartier-Bresson “Karar Anı”nın yanında başka kelimelerle de akla gelir; Magnum, Leica, Sokak fotoğrafçılığı… gibi. Magnum, ayrı bir yazıda değinilmeyi hakedecek kadar prestijli bir fotoğraf ajansı. Geçtiğimiz yüzyılın gerilimlerini, güzelliklerini ve duygularını en estetik şekilde aktaran fotoğrafların birçoğu bu ajansa bağlı fotoğrafçıların elinden çıkma.

Sokak fotoğrafçılığı, sokaktan çıkmış başka bir güzel şey. Mesela sokak müziği de bir diğer güzel şey. © Henri Cartier-Bresson

Sokak fotoğrafçılığı ise teknoloji ile sanat akımlarının flörtleşmesinin güzel bir çocuğu. İlerleyen teknik beceriler kameraları ceplere sığar hale getirdikçe hayatı en doğal, en biz bakmazken yaşanan anlarıyla kaydetmek mümkün hale geliyor. Sokakta, bir anlığına görünmüş ve yok olmuş anları ve anlamları fotoğraf yoluyla izleyebiliyor olmak sadece ama sadece 20. ve 21. yüzyıl insanlarına sunulmuş bir güzellik. Bunun farkında olup daha bir keyfini çıkarmalı, zira adaptasyon becerimizin her güzelliğe pat diye alışmamızı sağlaması, birtakım şeyleri çok çabuk sıradanlaştırabiliyor. Sokak fotoğrafçılığı benim için en anlamlı fotoğraf türlerinden birisi. Fotoğraf çeken ve izleyen kişilerin ağızını yokladığımda duyduğum “içinde insan olan doğal fotoğraflar daha bir güzel oluyor” cümlesi de yalnız olmadığımı gösteriyor. Buradan ayna nöronlarına ve empati becerimize bir el sallayalım istiyorum, çünkü onlar sayesinde insanlı fotoğrafları (sokak fotoğrafı olsun, olmasın) kolayca içselleştirebiliyor olduğumuzu düşünüyorum.

HCB için yüzyılın gözü denir. Yüzyılın önemli olayları kadar gündelik ve sokaktaki hayatı da fotoğraflamıştır. Der ki; “Photography is nothing it’s life that interests me.” (“Fotoğrafçılık bir hiçtir, beni hayat ilgilendirir.“) (“Fotoğrafçılık” diyerek bahsettiği, sanıyorum ki, fotoğrafın sadece sıradan mekaniklere bağlı, düşünsel olmayan yönü. Hayatı ve kariyeri düşündüldüğünde “Adamın gol diyor!!!!1” veya “Ara Güler fotoğraf sanat değildir diyooooo” durumu değil yani.) Bu, fotoğrafçılık üzerine edilmiş en yalın ve meselenin doğasına uygun sözlerden biri kanımca.

"Photography is nothing, it's life that interests me."

HCB ve "Photography is nothing, it's life that interests me." bakışı.

Fotoğrafın oluşmasını (kendi deyimiyle) duvardaki bir böcek gibi sabırla bekler ve gördüğünde bir kedi gibi yaklaşır. Bu büyük ustanın fikirleri ve işlerinin kendi ağzından ve gözünden ne gibi olduğunu incelemek isterseniz şuradan bazı fotoğraflarına, buradan da “karar anı” kitabının önsözüne ulaşabilirsiniz.

Fransız aksanlı sempatik ingilizcesini anlamakta sıkıntı çekmez iseniz kendisini dinleyelim;

Reklamlar

Etiketler:, ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: