Fotoğrafçılara Tavsiyeler

Fotoğraf Ernst Haas.

Bi’ dörtgen’in ilk yazısı ne olmalı diye düşündüğümde, fotoğraf paylaşma ve yorumlama sitelerini gezinmeye başladığımda dikkatimi çekmiş bir durum geldi. Şimdi düşündüğümde, bir amatör fotoğrafçı adayı olarak ne tür fotoğrafların daha çok beğenildini ve yorumlandığını anlamaya çalışıyordum sanırım. Kimin, hangi fotoğrafı, hangi sebeplerle beğendiği çok mühimdi. “Bunu kavradığım vakit fotoğrafçılık kulvarında farım da yolum da açık olacak… galiba? :/” diye düşünmekteydim. Henüz deklanşör sesini pek duymamış olsam da, fotoğrafçılıkta kaç okka çekeceğimi bir yandan tartadurayım, dikkatimi fotoğrafların ve bu fotoğraflara yapılan yorumların benzerliği çekti.

Gün doğumları, gün batımları, bazı kuşlar, çok yakından kimi böcekler, hdr zehirlenmesi geçiren çok güzel birtakım yerler… ama hep aynı kişi çekmiş gibi kareler. Işığımız güzelmiş ama netliğimiz biraz sorunluymuş. Kadrajımız iyi seçilmiş de ama ah keşke o kol da girmeseymiş, çok güzelmiş, tebriklermiş… ama niye bu kadar aynı yorumlar?

The Tetons - Snake River © Ansel Adams

Bu fotoğraflar sürekli aynı şeyleri söylüyorlar/gösteriyorlardı ve aynı şeyi farklı şekillerde bile söylemeye çalışmadıkları için çok sıkıcılardı. Bu fotoğrafları çekenlerin yorumları ise… fotoğrafları gibiydi işte. Fotoğrafın çok yeni, çok renkli, çok çekici ve beni Stendhal sendromundan yataklara düşürmesini istediğim dünyası monotonluktan öleyazan, griyle sıvanmış bi’ dörtgene dönüvermişti. Neyse ki çabuk geçti. Varolma sebebi “fotoğraf” olan bu tür sitelerde fotoğraf üzerine pek anlamlı kelamlar edilmediğini gözlemleyen ilk insan olmadığımı biliyorum. Bu durumun “fotoğraf” kelimesinin algılanış biçiminden kaynaklandığını düşünüyorum.

İlk göz ağrım Zenit 122 ile kendimce fotoğraf kovalamaya başladığımda, makinamı gören birkaç arkadaşım aynı şeyi söylemişti; “fotoğraf güzel bir uğraş tabii… ama sanat değil.” Müzik veya sinemanın sanat olup olmadığı hakkında bir yorum duyabilmek için bunu özellikle sormanız gerekir. Fotoğraf alanında birikimi ortalama olan (Ara Güler’i ve Mehmet Turgut’u biliyor olmak seviyelerinde yani:) kişilerin fotoğraf hakkında bu kadar peşin hükümlü olabilmesi konu hakkında birkaç ipucu veriyor bence.  Bu yaygın hükmün nedeni ne olabilir? Benim fikrim iki nedenin baskın olduğu. Birincisi, herkes fotoğraf çekiyor ve izliyor. İkincisi, tüketiciye yapılan “yeni/pahalı kamera=iyi fotoğraf” vaadi.

© James Nachtwey

Herkes fotoğraf çekiyor, herkes çektiklerini paylaşıyor. Bu kadar yoğun şekilde kaygısız, üslupsuz ve benzer fotoğrafa maruz kalan insanlar fotoğrafın bundan ibaret olduğunu düşünüyor. Bir gün fotoğraf makinesi aldıklarında da, daha önce devamlı gördükleri o fotoğraflara benzer şeyler çekmeye girişiyorlar. Bu durumu, bugünün tv ve tv izleyicisi arasındaki duruma benzetiyorum; izleyici bunu istiyor diye dayatılan kötü programlar -> izleyicinin bu seviyede programlara alışması ve rahatsız olmadan izlemesi -> izlendiği için dayatılan kötü programlar durumundaki gibi bir döngü söz konusu. Söylediğimin “herkes fotoğraf çekmesin” demek olmadığı sanıyorum ki açık.

Yeni ürünlerin reklamlarındaki “daha …” vaadi başka ürünler için; daha dayanıklı, daha sağlıklı, daha ucuz, daha işlevli, daha prestijli, daha hızlı, daha yeni… iken, fotoğrafçılık için bu vaat “daha iyi fotoğraf”a dönüşüyor. Orta seviyedeki DSLR makinelerde bile manzara çekim modu, portre çekim modu gibi otomatik modların bulunması diyafram ve enstantanenin ne olduğunu bilmeseniz de bu tür çekimler yapabilmenizi sağlıyor. Orta seviyedeki bir DSLR ise, ailesini ve gezilerini fotoğraflama niyetinde bir tüketici için normalin üstü ve gerekliliği tartışılır bir yatırım demek aslında. Fakat bu seviyede bir fotoğraf makinesine ihtiyaç duyacak kullanıcının da bu otomatik modlara ihtiyaç duymayacağını düşünüyorum. Bu da bence şu demek; orta seviye bir DSLR’nin dahi hedef kitlesi fotoğrafçılıkla ilgilenmeyen kullanıcıları da kapsıyor. Bir fotoğraf makinesinden ne istemesi gerektiğini bilmeyen tüketici modeline yönelik “daha yeni/pahalı makine=daha iyi fotoğraf” reklamı da bu noktada normalleşiyor ve yaygınlaşıyor. Bu söylem, fotoğrafı çekecek kişinin bilgisini, deneyimini, becerisini, yaratıcılığını dışlıyor. Fotoğrafı, fotoğrafı çekenden çıkarıp fotoğraf makinesine indirgiyor.  Sanılıyor ki alet işliyor, el övünüyor. Fakat aslında akıl ve göz işliyor, alet övülüyor.

© Cheryl Jacobs Nicolai

Her neyse. O dönemde bu kadar safsata arasında ihtiyaç duyduğum şey birkaç tavsiyeydi. Meren’in şu yazısında karşılaştığım Cheryl Jacobs Nicolainin tavsiyeleri ise tam olarak aradığım şeydi. (Bu vesileyle Meren‘in de Cheryl’in de sitelerindeki yazıların ne kadar keyifli ve bilgilendirici olduklarına değinmeden geçmek olmaz. Meren’e bu tavsiyeleri Türkçeleştirdiği için ayrıca teşekkürler.) Aşağıda bahsi geçen tavsiyeleri bulacaksınız. Kıymeti kendinden menkul, makinanızda iki tuşa basarak ulaşacağınız “mucizevi” çözümlerden oldukça farklılar. Bir ipucu vereyim, diğer bilgece tavsiyelerde olduğu gibi doğru cevap sizinle alakalı (makinenizle değil!) ve herkesin cevabı farklı.

Bu tavsiyeleri tersinden okursanız yukarıda bahsettiğim sıradan fotoğraflara kolaylıkla ulaşabilirsiniz. Yani bu tavsiyelerde herkes aradığını bulabilir. 🙂

  • “Tarz” bir dayanak ya da atraksiyon değil, ifade şeklidir. Satın alabildiğiniz, ödünç alabildiğiniz, bilgisayarınıza indirebildiğiniz ya da çaldığınız şey “tarz” değildir. Tarzınızı bulmak için dışarıya doğru değil, içeriye doğru bakmalısınız.
  • Neye sahip olduğunuzu bilin. Şans güzeldir, fakat güvenmek için korkunçtur. Çünkü şans, para gibi, sadece ihtiyacınız olmadığında yeterince sahip olduğunuz bir şeydir.
  • Kendi güzellik algınızdan ötürü hiçbir zaman özür dilemeyin. Zira kimse size neyi sevmeniz gerektiğini söyleyemez. Yaptığınız şeyi bir yüzsüzlük, umursamazlık ile yapın. Estetik anlayışınızı fikir birliği üzerine inşa edemezsiniz.
  • Hayır deyin. Hem de sık sık deyin. Zor olabilir, fakat bunu hem kendinize hem de fotoğrafladığınız kişilere borçlusunuz. Size uygun olmadığını hissettiğiniz işleri yapmayın, çok şey yapmak için kendinizi sıkıştırmayın. Çünkü stresli ve kaygılı olan bir siz, hiç kimsenin bir işine yaramaz.
  • Yüksek sesle ve çekinmeden “fotoğrafçıyım” demeyi öğrenin. Siz kendiniz bunu inanarak söyleyemiyorsanız, başkalarının da buna inanmasını bekleyemezsiniz.
  • Her şeyde uzmanlaşamazsınız.
  • Tabelanızı asmadan önce tarzınızı netleştirin. Eğer öyle yapmazsanız tarzınızı müşterileriniz dikte eder. Kaliteniz ve özgünlüğünüzü tamamen yitirirsiniz. Tarzınızı daha sonra değiştirmek için her şeye yeniden başlamanız gerekebilir, ve bu gerçekten zordur.
  • Kritikleri kabul edin, fakat körlemesine uygulamayın. Sırf bir şeyi birisinin söylemiş olması söylenen şeyin doğrusunun o olduğunu göstermez. Tavsiyeleri değerlendirin, tavsiye veren kişinin perspektifini değerlendirin, kendi tarzınızı değerlendirin ve söylenenlerden hangisine kendi işiniz içinde yer verebileceğinizi hesap edin. Önerilenlerin yalnızca işinize gelen kısmını dikkate alın. Bu sizi saygısız ya da nankör yapmaz, bağımsız yapar.
  • Kendinize evrim geçirmek ve büyümek için boşluk bırakın. Size ileride sınırlayacak sıfatlar ile kendinizi sınırlamayın.
  • Ufak tefek fotoğraf hileleri ve alışveriş gelip geçicidir, onurlu fotoğrafın modası ise hiçbir zaman geçmez.
  • O bir sonraki hedefiniz olan ekipmanı satın almaya odaklanmak, aslında sahip olduklarınızla da harika işler çıkarabiliyor olmanız gerektiği fikrini kabul etmekten çok daha kolaydır. Bir şeyler satın almak pratik ve pahalı bir avuntudur. Elinizdeki araçları tutarlı ve verimli bir şekilde kullanmayı öğrenene kadar tek bir kuruş harcamamalısınız. Sadece elinizdeki ekipmanı “aştığınızda” ve ekipmanınız sizi sınırlamaya başladığında yeni bir ekipman için para harcayın.
  • Muhteşem portre fotoğrafları güçlü insan irtibatının bir sonucudur.
  • Neden fotoğraf çekmeye başladığınızı hiçbir zaman unutmayın. Kusursuz teknik harika bir araçtır, fakat berbat bir üründür. Tekniğinizin yapabileceği en güzel şey kendisine dikkat çekmemesidir. Tekniğinizin içeriğin önüne geçmesine hiçbir zaman izin vermeyin.
  • Kendi yolculuğunuzu hiçbir zaman bir başkasınınki ile mukayese etmeyin. Bu bitiş çizgisi olmayan bir maraton. Birisi sizden daha hızlı başlayabilir, sizden daha hızlı gelişiyormuş gibi görünebilir, fakat her koşucunun kendi temposu vardır. Sizin yolculuğunuz, sizin yolculuğunuzdur, müsabakanız değil. Hiçbir zaman “varmayacaksınız”. Kimse varmıyor.
  • Kendinizle ilgili hayal kırıklığı ve hüsranınıza sarılın. Bu sizi öğrenmeye ve büyümeye iter, ufkunuzu genişletir ve işleriniz sıradanlaşmaya başladığı zaman eteklerinizi tutuşturur. Bir sanatçı için memnuniyetten daha tehlikeli hiçbir şey yoktur.
Reklamlar

Etiketler:

2 responses to “Fotoğrafçılara Tavsiyeler”

  1. cerceveligozluk says :

    meraba! öncelikle yazını keyif verici buldum. şunu söylemem gerekir ki bundan birkaç sene önce fotoğrafçılıkla ilgilenmeyi kesinlikle düşünüyordum; ancak senin de yazında bahsettiğin birbirinin aynı fotoğraflar beni bu hevesten soğuttu. o dönem basit bir bas-çek makine almıştım ısınmak için, daha sonra profesyonel makineye geçerim diye düşünmüştüm. ama şu eline nikon alınca fotoğrafçı olduğunu sanan üniversite gençliği ve fabrikasyon gibi birbirine benzeyen fotoğraflar beni bundan soğuttu belki de sonunda onlar gibi olmaktan korkmuşumdur. şimdi sadece güzel fotoğrafları takdir etmekle, kötülerini de anladığım kadarıyla eleştirmekle yetiniyorum.

    bugün fotoğrafçılık resmen ayağa düştü. etraf kamerayı günbatımı moduna ayarlayıp ünlü bir binayı çeken ve üzerine pelincan photography yazan kimselerle doldu, dünyanın her yerinde böyle. bunda elbette fotoğrafçılığın bir makineyle yapılıyor olmasının da etkisi büyük. çünkü teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin insanlara resim yaptıracak, müzik besteletecek veya şiir yazdıracak bir makine olmayacak. senin de yazıda değindiğin gibi bu “makine” durumu zaten çoğu kişide fotoğrafın bir sanat değil de uğraş olduğu yanılgısını oluşturuyor, çünkü onlara göre işi yapan asıl varlık makine. bu algıyla herkes fotoğrafçı olabileceğini düşünüyor zaten. ben buna katılmıyorum, bu yüzden de zamanında fotoğraf çekme hevesimin geçtiğine seviniyorum yoksa bugün ben de makinesiyle var olan “photography”lerden biri olacaktım. neyse uzattım sanırım 🙂 beğendim yazını takipteyim…

    • Ş. Çağrı K. says :

      merhaba. aksine, uzattığına sevindim. :]

      fotoğrafın da sanattan ayrı bir sürü çeşidi olduğunu düşünüyorum. her yazılan şiir, yapılan resim sanat eseri olmuyor. fotoğrafçılık için de farklı değil. fakat işin özünü kavramaktansa payelerin cazibesi daha çekici geliyor sanırım kimilerine. o yüzden “pelincan photography”ler havada uçuşuyor.

      bence bir gün yine fotoğrafçılığa başlamayı düşünebilirsin. fotoğraf hayattaki birçok şeyle yakından alakalı olduğundan, ufkunu genişletebiliyor, farketmediğin şeyleri farketmeni sağlayabiliyor. sonuç sanat olsa da, olmasa da. o yüzden kendi adıma diyebilirim ki fotoğraf çekme çabası bile hayattan alınan keyfi arttırabiliyor. bizim gibi amatörler için de (fotoğraf çekerken çeşitli kaygılar olsa da) esas mesele keyif alıp almadığına dayanıyor diye düşünüyorum.

      sonraki yazılarda yine görüşmek üzere. :]

      Çağrı

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: