Ankara Kalesi’nde Bir Haftasonu

Ankara havasının “mevsim normalleri” tabirinin manasını unutturduğu dengesiz havalarda, nasıl oldu bilmiyorum, bir punduna getirip güneşli bir cumartesi attım kendimi Ankara Kalesi yollarına.  Yapılacak bir sonraki şeye odaklanmaktan, “sıradaki! sıradaki!” diye çığıran veznedar kıvamına gelmiş aklım yatışsın diyerek, yola yalnız çıktım. Gezilerde, rutinin sağlayamadığı bir  akıl dinginliği ve algı açıklığı var.

Kale, muhtemelen stratejik avantaj sağlaması için bir tepe başına inşa edilmiş. Bacaklarımın da aynı fikirde olduğunu söylemeliyim. Kaleye vardığımda, heybetli “kale” kelimesinin çağrıştırdıklarının aksine tıfıl bir kalecik ile karşılaştım.  Öğrendim ki, bizim kale dediğimiz aslında iç kale. Dış kale çok daha geniş bir alanı kaplıyor. Kalenin tarihinin 600’lü yıllara dayandığı tahmin ediliyor, fakat ne zamandan beri dev bir pisuar olarak kullanıldığını kimse bilmiyor.

Tavşan gibi üreyip dağ keçisi gibi sınır tanımıyor olmamızdan galiba, kalenin etrafı evlerle çevrili. Öyle ki, sadece yükselen evleri takip ederek bile kaleye ulaşabiliyorsunuz.

Kaleye girdiğimde manzara şöyleydi:

Yukarıdaki fotoğrafta kaç farklı ruh hali var bulunuz.

Bir rock klibi  fenomeni, amfisiz çalınan elektrogitar ve bas bile oradaydı! Gözlerimin parladığını sizden gizleyecek değilim.

Kalenin  bir diğer güzel yanı ise, yadırganmadan fotoğraf çekebilmek. Fakat avcı iken avlanmak da mümkün:

 Sabırsız bekleyen koca, çekse de geçsem diyen kadın, sıkılmış ufaklıklar… Nedir bu fotoğrafçılardan çektiğiniz?

 En sevdiğim fotoğrafımı en sona sakladım sayın okur. Ankara, harabe bir kasaba halindeyken, başkent ilan edilmesi ile sıfırdan inşaasına başlanmış bir şehir. İnsan odaklı bir şehir olma planları yapılırken, kişisel çıkarların köşeleri keskin, gri bir betona çevirdiği bir şehir. Bugünkü  haline bakılınca… Ankara, kaçırılmış büyük bir fırsat.

 Ne konuşuyorlardı acaba? Bilmiyorum, fakat aklımda şöyle bir diyalog canlanmıştı;

– Aşkım bi’ gün biz de toki apartmanlarında kalıcaz diğ miii????
– Sen hiç merak etme aşkım, bu çirkin şehirleşmeden elbet bizim de payımıza bi’ toki dairesi düşer. ay ❤ toki!
– Aşkııııımmm :*

Bu manzaraya bakıp neden sarılınır, başka ne konuşulur… bilemedim.

Pekala “öyle bir sevmek ki, her manzaranın cennet olması” da bir seçenek.

Reklamlar

Etiketler:

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: